Erkekler kadınlar olmak isteyen

Evlenmek isteyen bayanlar, erkekler, dullar ve bekar adaylar kendilerine özel evlilikler.com'da ücretsiz evlilik ilanları oluşturabilirler. Türkiye'nin evlilik merkezi olan sitemize ayrıca yurt dışı evlilik şartları ve yurtdışından evlilik düşünen kişilerde ciddi islami evlilik ilanlarına bakabilirler. Bakımlı Olmak İsteyen Erkekler İçin Ön Yargıları Kırıyoruz! Bakımlı Bir Erkek Nasıl Olmalı? m _Boncuğum_ Fenomen. ... Evet biz erkekler, kadınlar kadar bakıma para harcamıyor gibi gözüküyor olabilir. Fakat erkek'te, kuaföre gittiğinde maske, cilt kremleri gibi ürünler kullanıyor. Evlenmek istiyorum erkek arıyorum diyenler burada buluşuyor. Yirmi birinci yüzyıl da kadınların iş hayatında başarılı olmaları ve kendi paralarını kazanabilmelerine rağmen, Aşk hayatında başarılı olamayan çok sayıda bayan arkadaşlar internet aracılığı ile evlenecek erkek arkadaş bulabilmek için Evlenmek istiyorum, Evlenmek istiyorum erkek arıyorum, Evlenmek ... Kadınlar erkek traşı oluyor, erkekler kadın giysisi giyiyor. Cinsiyet değiştirme ameliyatları yapan Prof. Dr. Melih Çulha, yaygın kanının aksine bunun bir tercih değil, hastalık ... Evlenmek isteyen bayanlar. Kimse yapayalnız bir dünyada yaşamak istemez, herkesin bir hayali var. Genelde bayanlar omzunu yaslayabileceği güveneceği biri ararken erkekler ise ona sadık kalacak hayat boyu yanında çocuklarına anne olacak bir bayanı ararlar. Kadınların Hak Mücadelesine Destek Olmak İsteyen Erkekler için 9 Öneri Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları sadece kadın meselesi değil, insan hakları meselesidir. Dolayısıyla kadınların her gün, her platformda hakları için verdikleri mücadeleyi, kardeşleri, abileri, babaları, oğulları olarak erkekler de vermelidir. Evlenmek isteyen bayanlar, erkekler, dullar ve bekar adaylar kendilerine özel evlilikler.com'da ücretsiz evlilik ilanları oluşturabilirler. Türkiye'nin evlilik merkezi olan sitemize ayrıca yurt dışı evlilik şartları ve yurtdışından evlilik düşünen kişilerde ciddi islami evlilik ilanlarına bakabilirler. Ana sayfa » Kadın » Kadınların Hak Mücadelesine Destek Olmak İsteyen Erkekler için 9 Öneri. ... Bugüne kadar hangi kadınlar ve hangi medeniyetler toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda ne tür mücadeleleri vermiş ve hala kimler bu mücadeleyi veriyor, bilgi sahibi olun. ... Bu sayfada Arkadaş Arayan Dul Bayanlar ile tanışabilir, Evlenmek İsteyen Bayanlar ile Hayallerinize erişebilirsiniz. Tüm ilanları dikkatlice okuyunuz. Bahar'ın İlanı; Merhaba ben Bahar 52 yaşında yalnız yaşayan çocuksuz dul bir bayanım. Eşimden ayrılalı 8 yıl oldu. Erkekler, daha az makyaj ile feminen görünümü yakalayan ve doğal güzelliğini vurgulayan kadınları tercih eder. Bakımlı Olmak. Bakımlı olmak konusunda kadınlar ve erkeklerde değişmeyen bir kural vardır; ”kendine özen gösteren insan, kendine saygısı olan insandır.

Cinsel Kimlik: Biyolojik Cinsiyet, Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Nedir?

2020.10.09 21:54 RedditYeterBanlama Cinsel Kimlik: Biyolojik Cinsiyet, Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Nedir?


https://preview.redd.it/klh9ml19z3s51.png?width=1110&format=png&auto=webp&s=25e459f77864a9ab654c6cbe79c3d25ebf744526
Günümüzde cinsellikle ilgili birçok terim, oldukça hatalı ve eksik bir şekilde kullanılmakta; bunların toplum tarafından net olarak bilinmiyor oluşu temel gerçeklerde anlaşmayı zorlaştırmaktadır. Hele ki İngilizce ve Türkçedeki kelimelerin karşılıklarının olmayışı veya eksik oluşu, kavramlar konusunda uzlaşmayı güçleştirmektedir. Gelin cinsiyet ve cinsellikle ilgili bazı terimleri temizleyelim ve netleştirelim:

Cinsiyet (Sex)

İlk olarak, İngilizcedeki "sex" teriminin teknik terminolojide Türkçeye "cins" olarak çevrildiğini belirtmekte fayda var. Ancak bu kullanım halk arasında pek yaygın değil; dolayısıyla burada kafa karıştırmamak adına, halk arasında daha yaygın kullanımı olan "cinsiyet" sözcüğünü kullanacağız. Tabii "cins" sözcüğünün taksonomik anlamının tamamen farklı olmasından ötürü de "cinsiyet" kullanımının kafa karıştırıcılığın önüne geçeceğini düşünüyoruz.
Cinsiyet ("cins"), bir canlının doğuştan, genetik olarak kazandığı, cinsel üremeye yönelik özelliklerin toplamıdır. Bu noktada anlaşılması gereken, eşeyli üreyen her türe ait her bireyin bir cinsiyeti olduğudur. Cinsiyet, sperm ve yumurtanın birleşmesinden ötürü ve birleştiği anda ortaya çıkan bir unsurdur ve dolayısıyla, bir yavru doğarken mutlaka bir cinsiyet ile doğar. Tabii ki kimi kromozomal ve genetik anomaliler cinsiyetin tam oluşmasına engel olabilir; ancak bu nadir durumları şimdilik göz ardı ediyoruz; bunlar başka yazıların konusu.
Sperm ve yumurtanın birleştiği anda belirlenen cinsiyete kimi zaman diğerleriyle karıştırmamak adına biyolojik cinsiyet (biyolojik cins) de denmektedir. Kısaca cinsiyet, bir bireyin genlerinden kaynaklı oluşan üreme organları ve özellikleri ile tanımlanan bir olgudur.

Cinsiyet Kategorileri

Bilindiği kadarıyla 3 farklı cinsiyet tanımlanmaktadır:
  1. Erkek: X-Y kromozomal sistemine uyumlu olarak evrimleşmiş canlılarda erkekler XY kromozomal kombinasyonu ile doğarlar.
  2. Dişi: X-Y kromozomal sistemine uyumlu olarak evrimleşmiş canlılarda dişiler XX kromozomal kombinasyonu ile doğarlar.
  3. İnterseks (cinsiyetler-arası): İnterseks ise bu sistemde birkaç farklı şekilde ortaya çıkabilir; ancak bu etapta, basitçe hem XX'in, hem de XY'nin bir arada bulunmasından kaynaklı olarak ortaya çıktığının bilinmesi yeterli olacaktır. İnterseks cinsiyetini doğuran bir diğer yaygın neden ise Y kromozomu üzerindeki SRY geninin X kromozomu üzerine geçmesidir. Genel bir tabiriyle interseks (veya hermafrodit) bireylerde iki üreme sistemi de bir arada oluşur. Ortalamada her 100 doğumdan 1 tanesinde interseks cinsiyet görülmektedir; ancak bu interseksin alt kategorilerinde daha farklı görülme sıklığı oranları görmek mümkündür.
Kimi kategorizasyonda sonuncu cinsiyet erdişi (hermafrodit) olarak da tanımlanmaktadır; ancak bu da biyolojide teknik olarak ayrı bir anlama sahip olduğu için biz cinsiyet araştırmalarında daha sık kullanılan interseks sözcüğünü tercih ediyoruz.
Bu kavramlara verdiğimiz isimler, onları daha yakından tanıdıkça değişmektedir. Örneğin eskiden interseks bireylerin cinsel bölgelerine "atipik (tipik olmayan) genital bölge" adı verilirken, günümüzde daha çok "belirsiz genital bölge" kavramı kullanılmaktadır. Benzer şekilde bu durum, eskiden "doğum hatası" olarak sınıflandırılırken, günümüzde "doğum varyasyonu" olarak görülmektedir.

Biyolojik Cinsiyetler ve Fiziksel Özellikleri

Biyolojik cinsiyetlerin fiziksel özellikleri, bu cinsiyetleri doğuran genlerin etkisiyle oluşur. Örneğin eğer ki bu genlerde veya hormonal sistemde bir sıkıntı yoksa, erkeklerin tamamında penis ve testis, dişilerin tamamında vajina ve üreme kanalı oluşacaktır. Buna birincil eşey karakterleri adı verilir. Benzer şekilde, yine bu makalemizde bahsedeceğimiz diğer konulardan bağımsız olarak, sperm ve yumurtanın beklendiği bir şekilde birleşip, çeşitli mutasyonların oluşmadığı durumda tüm dişilerde ergenlikle birlikte memeler değişen miktarlarda büyüyecek, erkeklerde göğüste ve yüzde değişen miktarlarda kıllar oluşacaktır. Bunlara ikincil eşey karakterleri adı verilir. Tüm bunlar, dediğimiz gibi sperm ve yumurta birleştiği anda, X ve Y kromozomlarının kombinasyonlarına göre belirlenir ve bireyin veya toplumun cinselliğinden veya yaklaşımlarından bağımsızdır.

Erkek ve Dişi cinsiyetlerinin kromozomlarla ilişkisi...
Ancak bu organlar ve bu organlara bağlı olarak salgılanan hormonlar, bu kişilerin "nasıl hissedeceklerini" tek başına etkilememektedirler. Henüz tam olarak bilinmeyen sebeplerle bazı bireyler, eşeylerinin genel özelliklerinden farklı şekilde hissetmesine neden olur. Bu sebeplerin ne olduğunu bilmiyor olsak da, potansiyel nedenlerin genetik, hormonlar, epigenetik ve psikolojinin birleşik bir etkisiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Eşeylerin genel özelliklerinden kastımız ise, toplum tarafından "norm" (ya da "normal") olarak algılanan her türlü görünüm, davranış ve özelliktir.
Burada anlaşılması gereken şudur: Bir insanın doğuştan gelen bir özelliği olan "erkeklik" ve "dişilik", onun cinsel faaliyetlerinin nasıl ve hangi cinsiyete yönelik olacağını belirlememeye yetmemektedir. İşte eşcinsellik ile ilgili yanlış anlaşılmaların kökeni, bu noktadaki varsayımdan kaynaklanmaktadır. Anlaşılması gereken, bir bireyin erkek genetik yapısıyla doğmasının, onun dişilerle çiftleşmeye yöneleceğini garanti etmemesidir. Bunu anlamanın çok basit bir yolu aşağıdaki fotoğrafa bakmaktır.

Bir erkek ve bir kadın olduğunu varsayabilirsiniz. Ancak bu kişilerin kimlere cinsel yakınlık duyduğunu sadece bu fotoğrafa bakarak bilebilir misiniz?
Yukarıdaki fotoğrafta, genlerden kaynaklı cinsiyete bağlı temel fiziksel özelliklerden ötürü, soldaki bireyin "erkek", sağdaki bireyin "dişi" olduğunu varsayabilirsiniz. Çok başarılı estetik ve cinsiyet değişimi ameliyatları göz ardı edilirse, bu varsayımınız muhtemelen doğru olacaktır. Ancak sadece bu fotoğrafa bakarak, soldaki veya sağdaki bireyin hangi cinsiyetlere eğilim göstereceğini bilemezsiniz. Çünkü sadece eşey karakterleri (cinsiyete bağlı fiziksel özellikler), bireylerin cinsel yönelimlerini belirlemeye yetmez. Bu anlaşıldığında, eşcinsellikle ilgili temel bir hatadan kurtulunmuş olacaktır.
Şimdi, toplumun cinsiyet algısından doğan bir kavrama bakalım ve yukarıdaki açıklamalarımızı derinleştirelim:

Toplumsal Cinsiyet (Gender)

En genel tanımıyla toplumsal cinsiyet, cinsiyetlere toplum tarafından yüklenen fiziksel, biyolojik, zihinsel ve davranışsal karakterlerin tümüdür. Cinsiyet, biyolojik ve genel olarak tüm eşeyli üreyen canlılarda görülen bir kavramken, evrimsel patikasından ötürü insan popülasyonlarında bir de "tanımlanmış cinsiyet" veya "toplumsal cinsiyet" kavramı bulunur. Bu kavramın bazı diğer iri beyinli primatlarda da görüldüğü düşünülmektedir.
Bu kavram, insan türünün biyolojik evrimi sonucunda ortaya çıkan kültürel evriminin bir ürünüdür. Evrimsel süreçte edindiğimiz rollerin günümüzde de geçerli olduğu fikrine dayandığı söylenebilir.
Kolay anlaşılması açısından, daha basit bir tanımı erkeksilik (maskulin) ve kadınsılık (feminen) olarak yapılabilir. Bazı fiziksel özellikler, hareketler, davranışlar toplum tarafından "erkeksi" karşılanırken, bazı diğerleri aynı toplum tarafından "kadınsı" olarak karşılanır. Bu yaklaşımların doğrudan biyolojik bir arkaplanı bulunmamaktadır. Üstelik bu ayrım, kültürden kültüre değişebildiği gibi, aynı kültür içerisinde farklı zaman dilimlerinde farklı tanımlar kazanabilir.

\"Feminen\" bir erkek...
Örneğin erkek, davranışları ve fiziksel görünümü itibariyle toplumumuz tarafından "feminen" olarak algılanmaktadır. Çok temel eşey karakterlerinden ötürü (sakalların varlığı, kol kılları, kaş yapısı, vb.) cinsiyetinin "erkek" olduğunu varsayabiliriz. Bunlar, biyolojik cinsiyetten kaynaklı özellikleridir. Öte yandan ayna kullanması, kendisine bakması, ellerinin duruş biçimi, saç yapısı, vb. bilgiler toplumsal cinsiyet açısından bu erkeğin "feminen" olarak algılanmasına neden olur. Fakat ne cinsiyeti, ne de toplumsal cinsiyet algısı, bize bu kişinin cinsel yönelimi hakkında hala bilgi vermemektedir. Feminen yapıda olmasına rağmen, dişilere ilgi duyuyor olabilir. Ancak bu varsayım hatalı da olabilir!
Toplumsal cinsiyetin en tipik örnekleri, erkeklere küçükken "mavi" rengin yakıştırılması, "pembe" rengin ise kızlar için kullanılmasıdır. Eğer bir erkek "pembe" giyiyorsa, "kadınsı" olarak yaftalanır. Renklere dayalı toplumsal cinsiyet algısı öyle güçlü, yaygın ve kabullenilmiştir ki, birkaç görsel önce gösterdiğimiz biyolojik cinsiyeti belirleyen kromozomal haritada erkekleri "mavi", dişileri "pembe" ile gösterdik.
Benzer bir şekilde, küçük bir erkek bebeğinin Barbie ile oynaması, erkek çocuğunun ev seti ile oynaması toplumsal cinsiyet kavramı dahilinde, "anormal" olarak görülecektir. Bu toplumsal ayrımlar büyüme ve gelişme boyunca devam eder: Kız çocukları daha “nazik, yumuşak başlı, duyarlı, evcimen ve bağımlı" olarak görülürler; öyle olmaya yönlendirilirler. Erkek çocukları ise “saldırgan, egemen, hırslı, güçlü ve bağımsız" olacak biçimde şekillendirilirler. Bu güçlü toplumsal şekillendirmenin belli başlı genetik altyapıları da bulunsa da, bu yönlendirmeden yoksun çocuklarda bu kadar bariz ayrımlar oluşmamaktadır. Dolayısıyla çocuklarımızın toplumsal cinsiyeti neredeyse tamamen bizler tarafından belirlenmektedir diyebiliriz.
Halbuki bu "normlar" ile "anormal" koşulların tarafsız ve bağımsız olarak belirlenmesi olanaksızdır. Ancak bir toplum olarak yaşayan insanlarda, bu kavramlar bireylerin hayatlarına müdahale edilmesini meşru kılacak hale sokulmakta ve hiçbir bilimsel temeli olmayan bir düzlemde, şahsi tanımlar ve keyfi yaptırımlar uygulanabilmektedir.

Yukarıdaki \"feminen erkek\" örneğine benzer şekilde, bu fotoğraftaki kişinin ana eşey özelliklerinden ötürü (vücudunun pürüzsüzlüğü, yüzünün parlaklığı, dudaklarının kıvrımları, vb.) dişi olduğunu varsayabiliriz. Ancak giydiği atlet, memelerinin vurgulanmıyor oluşu, taktığı kolye, saç yapısı, vb. sebeplerden ötürü toplumsal cinsiyet açısından \"erkeksi\" olarak tanımlanmaktadır. Ne cinsiyeti, ne de toplumsal cinsiyeti, bireyin cinsel yönelimi hakkında bilgi vermemektedir.
Bu iki bilginin de bize cinsel yönelim ile ilgili bilgi vermemesini, en kolay şekilde, tek bir bireyin de farklı görünümlerinin toplumsal cinsiyet açısından farklı ve birbiriyle çelişen bilgiler verebilecek olması gösterebiliriz.
Aynı kişinin (bu örnekte Brad Pitt gibi bir aktörün) ömrü içinde çekilen farklı fotoğrafları üzerinden giderek algılarımızın dış görünüşten nasıl etkilendiğini görelim:

https://preview.redd.it/n30ka26jz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=d6d2c189b06831ffb474e24c9f33ddc2c9a91381

https://preview.redd.it/1rtd6l1kz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=d4190c9a9796cbcf91de8f6eeec39171404dc1fd

https://preview.redd.it/pg41zfpkz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=a1f4e7067d23ce2881a5a9034d880701bf2fc840

https://preview.redd.it/zrfqwh6lz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=ae634a4e9dbf98184de1d9a7662169ae2635916e

https://preview.redd.it/kvsbbnnlz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=3d573870a4ea81446dec21dccd165f243f969554

https://preview.redd.it/h1129f5mz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=8ef6a49c753edda34f3d8fa1e260f069fc537d4e
Örneğin yukarıdaki ilk 2-3 fotoğrafta, Brad Pitt daha "feminen" olarak değerlendirilebilecekken, alttaki fotoğraflarda çok daha "maskülen" olarak değerlendirilebilir. Tüm fotoğraflarda bireyin erkek olduğundan neredeyse kesin olarak emin olabiliriz. Ancak alttaki fotoğraflarda, bu cinsiyete ait ana özellikler daha çok vurgulandığından, toplumsal açıdan da "normal" gibi bir algı oluşmaktadır. Yani giyim tarzından, saç yapısına, sakal bırakma durumuna ve daha nice görsel bilgiye dayanarak bir bireye toplumsal yaftalar yapıştırırız. Eğer ki "erkeksi" bulunan ve bir erkekte "olması gerektiği düşünülen" özellikler daha az vurgulanırsa veya karşı cinsiyete ait olarak görülen özellikler daha fazla ortaya çıkarılırsa, bu durumda "anormal" gibi bir algı oluşur. Halbuki bunlar, toplumun zaman içerisinde belirlediği ve objektif bir temel dayanmayan varsayımları ve çıkarımlarıdır. Dolayısıyla toplumsal yaklaşımlarımız, bireylerin cinsel yönelimlerini yargılamak ile ilgili güvenilir bir kıstas değildir.
Peki bu bahsedip durduğumuz "cinsel yönelim" nedir, şimdi ona biraz değinelim:

Cinsel Yönelim (Sexual Orientation)

Cinsel yönelim, en geniş tanımıyla bir bireyin -eğer duyuyorsa- hangi cinsiyete romantik ve/veya cinsel ilgi duyduğudur. Aynı zamanda cinsel yönelim, hiçbir cinsiyete ilgi duymama durumunu (aseksüellik) da içerir. Bu açıdan cinsel yönelim, dört kategoride incelenebilir: aynı cinsiyete ilgi duyma (eşcinsellik - homoseksüellik), farklı cinsiyete ilgi duyma (heteroseksüellik), iki cinsiyete de ilgi duyma (biseksüellik), hiçbir cinsiyete ilgi duymama (aseksüellik).

https://preview.redd.it/hi3iq4unz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=4941385a8348721f74a8151397fd0fe9db4b1f0a
Aynı cinsiyetten iki insanın birbirine ilgi duymasına eşcinsellik denir. Genelde eşcinsel olmayan bireyler, karşı cinsiyetten eşcinsel ilişkileri "daha normal" bulurken, kendi cinsiyetlerinin eşcinsel ilişkisini "anormal", "gereksiz", "yersiz" bulabilirler. Yani erkekler için lezbiyenlik çoğu zaman "kulağa daha hoş" gelen bir unsurken (ve gayleri "anormal" görmeye daha meyilliyken), dişiler de gay erkekleri, lezbiyenlere göre daha mantıklı ve çekici bulabilirler. Bunun sebebi, bu düşüncelerin ve hislerin sadece toplumsal yargılarla değil; aynı zamanda hormonlar ve beyindeki sinir faaliyetinin etkisiyle de belirleniyor olmasıdır.

https://preview.redd.it/5t988udpz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=5778433951bfc59e0e44c23f9413079cd5c54493
Heteroseksüel bir erkek, hemen her ortamda potansiyel üreme kaynağı olarak dişilere çekilecektir ve lezbiyen olması onun için bir engel olarak algılanmayabilecektir. Fakat erkekler arası gay ilişki, çoğu heteroseksüel erkeğin uzak duracağı bir durumdur; çünkü hormonal faaliyetleri bu şekilde süregelmektedir. Ancak bunun, homoseksüeller için de böyle olduğu anlaşılmalıdır: Gay bir erkek için dişilerle birlikte olmak "anormal" bir durum olarak algılanacaktır. Bunun sebebi toplumsal yargılardan çok, cinsel yönelimden kaynaklı hormonal faaliyetlerdir. Dolayısıyla, bireylerin cinsel yönelimlerini ve bundan doğan his, istek ve arzularını seçme şansları bulunmamaktadır. Bu yönelim, muhtemelen çok erken yaşlarda bir kere belirlendikten sonra sabitlenmektedir ve değişmemektedir, değiştirilememektedir, artık değiştirilmesine gerek de görülmemektedir.
Daha sonradan yapılan araştırmalar, daha fazla sayıda tanımı da beraberinde getirmiştir. Örneğin var olan tüm cinsiyet ve cinsel yönelimlere ilgi duyma (panseksüellik) veya birden fazla olmak kaydıyla bunlardan spesifik olarak bazılarına ilgi duyma (poliseksüellik) da bu kategoriler içerisinde değerlendirilebilmektedir.
Her ne kadar insanlar biyolojik bir cinsiyet ve o cinsiyete "yapışık" olarak doğan bazı toplumsal cinsiyet tanımları ile, bir toplumun içine doğuyor olsa da, bireylerin her zaman bu tanımlara uyan cinsel yönelimler geliştirmediği görülür. İşte "eşcinsellik" kavramının başladığı nokta, burası olarak görülebilir. Yani her ne kadar bir birey erkek olarak (XY kromozomları ile) doğsa ve bu doğumu nedeniyle, biyolojik ve toplumsal olarak dişilere yönelmesi beklense de, sayısız türde bu durum, bu şekilde gelişmek zorunda değildir. Daha düzgün bir tanımıyla, her erkek doğan birey dişilere, her dişi doğan birey erkeklere yönelmek zorunda değildir.

Cinsel Yönelim Kategorileri

Cinsel yönelimle ilgili olarak birçok farklı kategorizasyon geliştirmek mümkündür. Aşağıda bunların olabildiğince kapsayıcı ve güncel bir listesini sunmaya çalışacağız; ancak bunu yaparken "fantezi" olarak tabir edilen seks uygulamalarından doğan kategorileri listemize dahil etmeyeceğiz. Daha ziyade cinsel yönelimin temelini belirleyen kategorileri sunmaya çalışacağız.
Geleneksel olarak bu listenin ilk dört maddesi cinsel yönelim kategorizasyonunda kullanılmışsa da, sonradan bu liste giderek genişlemiştir. Aseksüelliğin bir cinsel yönelim olup olmadığı halen tartışılmakta olan bir konudur.
  1. Düzcinsel (Heteroseksüel): Kendi biyolojik cinsiyetinden olmayan, karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir. İnsan popülasyonunun büyük bir kısmı bu kategoriye girmektedir.
  2. Eşcinsel (Homoseksüel): Kendi biyolojik cinsiyetinden olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir.
  3. Çiftcinsel (Biseksüel): Hem kendi biyolojik cinsiyetinden olan, hem de karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir.
  4. Cinselliksiz (Aseksüel): Hem kendi biyolojik cinsiyetinden olan, hem de karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere herhangi bir romantik veya cinsel ilgi duymayanlar bu kategoridedir.
  5. Gri Aseksüel: Seksüellikle (yani yukarıdaki ilk üç kategoriden birisinde olmak ile) aseksüellik arasında bir yerde bulunan, bu iki uç arasında gidip gelen kişiler bu kategoridedir.
  6. Androfilik (Androphylia): Eşcinsel/düzcinsel tanımına alternatif olarak geliştirilen, erkek/dişi kutupluluğu yerine maskülanite/feminenite kavramlarını yerleştiren, bu tanım çerçevesinde maskülen özelliklere romantik veya cinsel ilgi duyanları barındıran kategoridir.
  7. Jinefilik (Gynephilia): Eşcinsel/düzcinsel tanımına alternatif olarak geliştirilen, erkek/dişi kutupluluğu yerine maskülanite/feminenite kavramlarını yerleştiren, bu tanım çerçevesinde feminen özelliklere romantik veya cinsel ilgi duyanları barındıran kategoridir.
  8. Panseksüel (Omniseksüel): Cinsel yönelimi ve cinsel kimliği ayırt etmeksizin her insana romantik veya cinsel ilgi duyan kişileri barındıran kategoridir. Kimi zaman cinsel kör olarak da tanımlanırlar.
  9. Poliseksüel: Farklı cinsel kimliklere ilgi duyup, hepsine ilgi duymayan kişiler bu kategoridedir.
  10. Kuir (Queer): Heteroseksüel veya düz (cis) cinsiyetli olmayan herkesi barındıran çatı bir kategoridir.

Cinsel Yönelim Bir Tercih Değildir!

Burada anlaşılması gereken çok önemli bir noktaya değinmek istiyoruz; çünkü bunun anlaşılmaması, eşcinsellerin yanlış yargılanmalarına neden olmaktadır: Bireyler, eşcinsel olmayı seçmemektedirler**. Çünkü hiçbir birey, cinsel eğilimini seçemez.**
Bu konuda kafanız karıştığında kendinize şunu sorun: "Ben, karşı cinse ilgi duymayı ne zaman seçtim?" Buna cevabınız "Hiçbir zaman." olacaktır; çünkü hiçbir noktada bilinçli bir tercih yapmadınız. Aynı şey, eşcinseller için de geçerlidir. Eşcinsel olmayan ("düz") bireyler nasıl ki karşı cinsiyete ilgi duymayı isteyerek yapmıyorlarsa, eşcinseller de kendi cinsiyetlerine ilgi duymayı isteyerek yapmamaktadırlar.
Bu önemli noktayla ilgili çok sayıda araştırma yürütülmektedir. Hemen hemen hepsi, benzer sonuçlara varmaktadır: Cinsel yönelim, henüz kesin olarak bilinmeyen nedenlerin etkisi altında, çok küçük yaşta (muhtemelen ana rahminde) belirlenmektedir ve sonrasında (çok nadir bazı durumlar haricinde) değişmemektedir. Bu durumda, bu kişilerin oldukları gibi kabullenilmeleri toplum açısından en modern ve akıllıcası olacaktır.

Cinsel Kimlik / Cinsiyet Kimliği (Gender Identity)

Tüm bu tanımlardan anlaşılabileceği gibi cinsiyetler ve bunların toplumsal karşılıkları, basit birer XX ve XY kromozomu kombinasyonuna indirgenemez. Dahası, toplumun bireylerin nasıl ve ne şekilde davranmaları gerektiğine ne kadar karışmasına izin vereceğimize bağlı olarak toplumsal cinsiyet kavramı sorunlu ve uzak durulmaya çalışılan bir kavram haline gelebilmektedir.
İşte bu durum, bir kişinin kendisini dilediği kimlikle tanımlaması anlamına gelen cinsel kimlik kavramını doğurmuştur. Cinsel kimlik, bir bireyin genlerinden veya toplumdan kaynaklı tanımlardan bağımsız olarak, kendi benliğiyle, kendisinin hangi toplumsal cinsiyet kalıbına uyduğunu belirlemesi veya kendi tanımlarını yaratmasıdır.
Elbette, basit bir ikili (binary) sistemden kişilerin kendilerini özgürce tanımlayabilecekleri akışkan (İng: fluid) bir sisteme geçildiğinde kavramlar bir anda çoğalabilmekte ve neyin ne anlama geldiğini takip etmek zorlaşabilmektedir. Özellikle de birbirine çok benzer ancak birebir aynı olmayan tanımların doğması, genel halk üzerinde kafa karışıklıkları ve direnme güdüsü yaratabilmektedir. Dahası, cinsiyet araştırmaları daha kapsamlı hale geldikçe, elde edilen yeni verilere bağlı olarak kategoriler daha da netleştirilebilmektedir.
Kimi zaman medyada (ve özellikle de sosyal medyada) bu farklı cinsiyet kimlikleri alay konusu olabilmektedir; çünkü kısa bir sürede asırlara yayılan tanımlar değişmiş ve birçokları bu değişime henüz ayak uyduramamıştır. Dahası, birçok kişi bu konular üzerine pek kafa yormadığı ve kendini geleneksel "dişi" ve "erkek" gibi kategorilere uygun gördüğü için, genel popülasyona nazaran oldukça ufak olan bir azınlığın tanımları bu kadar köklü bir şekilde değiştirebilmesi onları rahatsız edebilmektedir. Buna rağmen özgürlüklerin değerini bilen insanlar, homofobik (eşcinsellik karşıtı) olarak algılanmamak için bu değişime güçlü bir ayak direme yerine; alay, satir ve komedi gibi yollara başvurarak değişime direnmeye devam etmektedirler.
Özgürlük, eşitlik ve daha kapsayıcı tanımlar isteyen azınlık ile; halihazırda var olan tanımların yeterli olduğuna inanan, kapsamlı değişimleri yersiz ve abartılı bulan çoğunluk arasındaki sürtüşme, er ya da geç belirli değişimleri beraberinde getirecek ve tanımlarımızın güncellenmesiyle sonuçlanacaktır. Bunun izlerini daha 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bile net bir şekilde görebilmekteyiz.
İşte bu nedenle, bu kısımda, olabildiğince güncel ama kısa tanımlarıyla cinsel kimlik kategorilerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Kendi kimliğinizi özgür bir şekilde tanımlayabilmenizi arzuluyoruz.

Cinsel Kimlik Kategorileri

  1. Kimliksiz (AgendeNeutrois): Kendini herhangi bir cinsel kimlikle tanımlamayan kişilerdir. Bu kişiler herhangi bir cinsel kimlikleri olmadığını veya varsa da yaygın kimliklerin bir karışımı olduklarını düşünürler. Bazı kimliksiz kişiler ameliyat veya hormon tedavisi yoluyla vücutlarını da cinsel kimliği belirginleştiren özelliklerden arındırmaktadırlar.
  2. Erdişi (Androgyne/Androgynous): Hem erkek, hem dişilere ait cinsel özelliklere (bunların bir karışımına) sahip olan kişilerdir.
  3. Bicinsiyetli / Çift Kimlikli (Bigender): Yaşamlarının farklı dönemlerinde kendilerini erkek veya dişi olarak tanımlayabilen, bunlar arasında geçiş yapan kişilerdir.
  4. Düz Cinsiyetli (Cis/Cisgender): Cinsel kimlikleri biyolojik cinsiyetleri ile örtüşen kişilerdir. Popülasyonun büyük çoğunluğu kendisini bu kategori altında tanımlamaktadır.
  5. Akışkan Kimlikli (Gender Fluid): Sadece erkek ve dişilere ait özellikler arasında geçiş yapmakla kalmayıp, burada listelenen diğer kimlikler arasında da geçiş yapabilen kişilerdir.
  6. Bağımsız/Değişken Kimlikli (Gender Nonconforming/Variant): Kendilerini çok spesifik bir grup altında tanımlamayan, sadece geleneksel toplumsal cinsiyet kalıplarına uymayan kişiler kendilerini bu şekilde tanımlamaktadır. Özellikle de kadın gibi giyinmeyi seçen erkekler (İng: cross-dresser), erkekler gibi "sert ve zorlu" işlere ilgi duyan kadınlar (İng: tomboy) ve transeksüeller bu kategori altında bulunurlar.
  7. Sorgulayan (Gender Questioning): Özellikle cinsel kimlik tartışmalarının yaygınlaşması sonrasında toplumun tanımladığı ikili kategoriden fazlası olduğunu öğrenen kişiler, kendi cinsel kimliklerini sorgulama sürecinden geçebilirler. Bu süreçteki kişiler kendilerini böyle tanımlamaktadır.
  8. İkiliksiz (Genderqueer / Non-binary): Bu listedeki birçok kategoriyi bünyesinde toplayan çatı bir kavramdır. Genel olarak toplumun ikili cinsel kimlik kalıbına uymayan herkesi tanımlamak için kullanılır.
  9. Kimlik Bükücü (Gender Bender): Cinsel kimlik kalıplarına uymamakla kalmayıp, bunları bilerek çiğnemeyi sosyal bir aktivizm türü olarak benimsemiş kişilerdir. Bu kişiler özellikle homofobi, transfobi, kadın karşıtlığı ve erkek karşıtlığı gibi düşüncelerle mücadele etmek için cinsel kimlik uyumsuzluğunu öne çıkarmaktadır.
  10. Pancinsiyetli (Pangender): Erdişi ile benzer bir kavramdır; ancak erdişilere göre cinsiyet karakterleri biraz daha az belirgindir. Kimi zaman "bütün cinsel kimlikler" anlamında, cinselliğin bütün çeşitliliğini öne çıkarmak amacıyla kullanılan bir terimdir.
  11. Üçüncü Cinsiyetli (Third Gender): Kendilerini erkek ya da dişi olarak tanımlamayan, bunun yerine üçüncü bir alternatif olarak gören kişilerin kullandığı genel bir terimdir. Buradaki "üçüncü" sözcüğü çoğunlukla "diğer" anlamında kullanılmaktadır.
  12. Trans Kadın (Trans Female / Male-to-Female / MTF): Biyolojik olarak erkek doğmuş bir bireyin cinsel kimliğinin bu biyolojik cinsiyet ile aynı olmaması ("erkek doğmuş olmaya rağmen kendini kadın olarak hissetme" veya "erkek bedenine doğmuş kadın olma") durumudur. Bu kişiler hormon tedavisi ve ameliyat yoluyla vücutlarını kadınların biyolojik özelliklerini edinecek şekilde değiştirmiş olabilirler veya olmayabilirler.
  13. Trans Erkek (Trans Male / Female-to-Male / FTM): Biyolojik olarak dişi doğmuş bir bireyin cinsel kimliğinin bu biyolojik cinsiyet ile aynı olmaması ("kadın doğmuş olmaya rağmen kendini erkek olarak hissetme" veya "kadın bedenine doğmuş erkek olma") durumudur. Bu kişiler hormon tedavisi ve ameliyat yoluyla vücutlarını erkeklerin biyolojik özelliklerini edinecek şekilde değiştirmiş olabilirler veya olmayabilirler.
  14. Üçcinsiyetli (Trigender): Erkek, dişi ve cinsiyetsiz özellikler arasında geçiş yapan kişilerdir.
Her ne kadar toplum genelinde transeksüellik "ameliyat ile cinsiyet değiştirme" anlamına gelse de, psikolojik terminoloji açısından illa ameliyatla cinsiyet değişimi gerekmemektedir. Kimi zaman biyolojik cinsiyeti ile cinsel kimliği uyuşmasa da cinsiyet değişimi istemeyen kişilere transgender denmektedir. Ancak modern teknikler sayesinde cinsel kimliği transgender olan bireyler, biyolojik özelliklerini de cinsel kimliklerine uydurmayı seçebilirler. Bu durumda (biyolojik) cinsiyet değiştirme operasyonları/terapileri uygulanır. Transeksüelliğe yönelik toplumsal önyargılar konusundaki bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz.
Görülebileceği gibi bu kavramların bazıları birbirine fazlasıyla yakındır; hatta bazıları diğerlerini kapsayan kavramlardır. Bu kavramlar literatürde oturdukça, birbirleriyle olan ilişkileri ve kavramsal sınırları da netleşmektedir. Burada tüm ikili-olmayan cinsel kimliklere yer verememiş olsak da, olabildiğince geniş bir yelpazeyi kapsadığımızı umuyoruz.

Sonuç

Gerici ve gelişmekte olan toplumlarda "erkek" ve "kadın" haricinde herhangi bir kavramdan söz etmek bile "şeytani" olarak nitelendirilebilmektedir. Ancak günümüz modern toplumlarında ve aydın düşünce dahilinde bir bireyin cinsel kimliğinin tamamen kendine ait olması son derece mantıklı ve insan toplumunun ulaştığı medeniyet düzeyiyle uyumludur. Cinsiyet, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlardan haberdar olmak, bireylerin cinsel kimliklerini tanımlama hakkına sahip oldukları gerçeğiyle kaçınılmaz olarak yüzleşmemizi sağlamaktadır.
Buraya kadar birçok tanımdan bahsettik, ancak bu konuları inceleyen başlı başına bir bilim dalı olarak seksolojiye ve cinsiyet araştırmalarına ucundan bile değinmiş olamadık. Fakat biliniz ki, cinsiyetler psikolojik, sosyolojik, evrimsel, antropolojik, vb. açılardan incelenirken, buraya sığdıramayacağımız, kitaplar dolusu analiz yapılmaktadır ve sadece birkaç satırda bunların irdelenmesi mümkün değildir. Üstelik, bu tanımların çoğu, sürekli olarak gelen yeni veriler ışığında değişmekte, bilim camiası içerisinde yeni tartışmalara neden olmakta ve güncellenmektedir. Bu sebeple, bu verdiğimiz tanımlarla ilgili olarak da çok sabit bir açıklama yapmak pek mümkün olamamaktadır.
Biz burada sizlere olabildiğince temel bir özet verip, çok temel bazı hatalı anlaşılmaları düzeltip, daha detaylı araştırmalarınız için önayak olmayı hedefledik. Umarız başarılı olmuşuzdur.
Kaynak: evrimagaci.org
Not: Bu postla birlikte eşcinsellikle alakalı bilgilere giriş yapmış olduk, bundan böyle eşcinsellik genlerde mi var yoksa tercih mi, evrimsel süreci vs. hakkında postlar geliyor. İyi akşamlar...
submitted by RedditYeterBanlama to AteistTurk [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.02 16:21 ALLAHSIZBRUH31 SEVGİLİ OLUNMAYACAK KIZLAR LİSTESİ (309 TANE) 😳😳😳

Sevgili olunmayacak kızlar listesi
1- Babası alkolik olan kızlar
2- Babasıyla arası annesinden iyi olan kızlar
3- Annesinden nefret eden kızlar
4- Half-korean kızlar
5- Asyalı erkekleri yakışıklı bulan kızlar
6- Esmer erkekleri sevmeyen kızlar
7- Atatürk'ü seven kızlar
8- Croptop giymeyen kızlar
9- 58 kilo üzeri kızlar
10- Fatshaming yapmayan kızlar
11- Siyaset konuşan kızlar
12- Feminist olmayan kızlar
13- Kızlara mal diyen kızlar
14- Mal kızlar
15- Japonlara ilgi duyan kızlar
16- 8 veya daha fazla flörtü olmuş kızlar
17- Siyah saçlı kızlar
18- Kahve rengi saçlı kızlar
19- Mavi gözlü kızlar
20- Küçük memeli kızlar
21- Sütyen giyemeyen kızlar
22- Düzensiz adet olan kızlar
23- En az bir kere idrar yolu enfeksiyonu yaşamış olan kızlar
24- Bademciklerini aldırmış kızlar
25- ''Askim'' yazan kızlar
26- Yazım kurallarına uymayan kızlar
27- Erkekler
28- Çok ironik kadınlar
29- Avukat olmak isteyen kadınlar
30- Psikolog olmak isteyen kadınlar
31- KOUJTEWOILKYJMEWPOYIJKEWOĞPYKEWY
32- 28 yaş altı kadınlar
33- My name is Yoshikage Kira. I'm 33 years old. My house is in the northeast section of Morioh, where all the villas are, and I am not married. I work as an employee for the Kame Yu department stores, and I get home every day by 8 PM at the latest. I don't smoke, but I occasionally drink.
I'm in bed by 11 PM, and make sure I get eight hours of sleep, no matter what. After having a glass of warm milk and doing about twenty minutes of stretches before going to bed, I usually have no problems sleeping until morning. Just like a baby, I wake up without any fatigue or stress in the morning. I was told there were no issues at my last check-up.
I'm trying to explain that I'm a person who wishes to live a very quiet life. I take care not to trouble myself with any enemies, like winning and losing, that would cause me to lose sleep at night. That is how I deal with society, and I know that is what brings me happiness. Although, if I were to fight I wouldn't lose to anyone.
34- Başörtüsü takmayan kızlar
35- Anime karakterlerine aşık olan kadınlar
36- Türkiye'de yaşamayı seven kızlar
37- İsmi 4 harfli olanlar
38- Soy adı Nargün olanlar
39- Soy adında ''Öz'' geçenler
40- İsmi ''İ'' ile başlayanlar
41- En az bir bölüm jojo izlemiş olanlar
42- En az bir tane Kar-Wai Wong filmi izlemiş olanlar
43- Tarantino'nun ayaklarını yalamasını içinden geçirdiğini kabul etmeyenler
44- İkinci ismi Melisa olanlar
45- İlk isminin sonunda Naz olanlar
46- En iyi arkadaşı 190+ olanlar
47- 79 yaş üzeri kadınlar
48- İkizler burcu olanlar
49- Esfj olanlar
50- Burçlara inananlar
51- Arsız bela dinlemeyenler
52- Jakuzi dinleyenler
53- Manga sevenler (Grup olan)
54- Manga sevenler (Renksiz çizgi roman olan)
55- Batman seven
56- Marvel filmi sevenler
57- Soy adı bir hayvan olanlar
58- 46 kromozomu olanlar
59- 47 kromozomu olanlar
60- Bipolar olanlar
61- İntihara meyilli olanlar
62- Community izlememiş olanlar
63- Adı Selin olanlar
64- En az 3 kere anal seks yapmamış olanlar
65- Borderline olanlar
66- Soy adı Giovanna olanlar
67- Soy adı herhangi bir kurgusal karakter olanlar
68- Soy adı Çoban olanlar
69- Balık burcu olanlar
70- Terazi burcu olanlar
71- Lolde en az 20 tane hediye almayanlar
72- Lolde en az 20 tane hediye alanlar
73- Janna hariç bir karakter oynayanlar
74- Lolde onlara yapılan cinsiyetçiliği takmayıp support oynamaya devam edenler
75- Yemek yapmayı bilmeyenler
76- İstanbul sözleşmesini destekleyenler
77- Türkiye topraklarında yaşamını sürdürenler
78- Trans arkadaşı olanlar
79- Transfobikler
80- En yakın arkadaşının ismi Yusuf olanlar
81- Çirkin erkeklerle takılanlar
82- Havanın ne kadar sıcak olduğunu söyleyip duranlar
83- İsmi unisex olanlar
84- Soy adında ''Oğlu'' olanlar
85- Soy adı Çetin olanlar
86- İsmi Çetin olanlar
87- Emoji kullananlar
88- :pleading_face: bu emojiyi kullananlar
89- Brad Pitt'i yakışıklı bulmayanlar
90- Saçları uzun olanlar
91- İsmini sevmeyenler
92- Modern ismi olanlar (Liya/Miya/Sikimiyala)
93- Anime kızları
94- Cosplay yapanlar
95- İsmi ''S'' ile başlayanlar
96- Cyberpunk 2077 oynamayacaklar
97- İsminde ''Ö'' olanlar
98- Sanat filmi izleyen kızlar
99- Scott Pilgrim vs The World izleyen kızlar
100- 500 days of summer izleyen kızlar
101- Oğlunun ismini unisex koyanlar veya izin verenler
102- Oğlunun içten içe gay olmasını isteyenler
103- K-pop dinleyenler
104- En az bir kere porno izlemiş olanlar
105- İspanyol dizisi izlemiş olanlar
106- J-pop dinleyenler
107- Porcupine Tree dinleyenler
108- Pink Floyd dinleyenler
109- R&B dinleyenler
110- Rap dinleyenler
111- Vtuber izleyenler
112- Irkçılar
113- Hümanistler
114- Sağcılar
115- Liberaller
116- Hayatında en az bir kere Grinin 50 tonu izlemiş olanlar
117- Adana'da yaşayanlar
118- Grimm izlememiş olanlar
119- Fringe izlememiş olanlar
120- Cinsiyetçi şakalar yapanlar
121- Cinsiyetçi şakalara alınanlar
122- Incel gördüğünde profilinde paylaşıp linçletmeye çalışanlar
123- Emo olmayanlar
124- Saçını en az 1 kere boyatmamış olanlar
125- Gacha oynayanlar
126- Bu listeyi ciddiye alanlar
127- FFXV oynayanlar
128- Doom oynamayanlar
129- Doom müziği dinlemeyenler
130- Doom'un ilk 3 oyununu oynamış olanlar
131- Aleyna Tilki sevmeyenler
132- Thom Yorke'u sevmeyenler
133- Hazır noodle yiyenler
134- Depresifler
135- Makyaj yapmayanlar
136- Makyaj yapmadığını iddia edenler
137- Anne Hathaway olmayanlar
138- Atatürk
139- İsmi japonca olanlar
140- İsminde latin alfabesi hariç harf bulunduranlar
141- Lol oynayan biriyle sevgili olmuş olanlar
142- Kısa boylu erkeklerle sevgili olurum diyenler
143- Asyalı kadınlara benzemek isteyenler
144- Şişkolar
145- Anoreksikler
146- Klasik müzik dinleyenler
147- Bu listeden en az 100 çekmeyenler
148- Avrupa'lılar
149- Belirli insanların listesinde olanlar
150- Mozart dinleyenler
151- Tesla'yı zeki zannedenler
152- Einstein'ın aslında üniversitede tanıştığı sevgilisi sayesinde bu kadar tez yazdığını bilmeyenler
153- Soy adında ''Kılıç'' olanlar
155- İsmi Buse olanlar
156- İsmi Dilara olanlar
157- İsmi İrem olanlar
158- İsmi Selin olanlar
159- İsmi Pelin olanlar
160- İsmi Sezin olanlar
161- İsmi Sıla olanlar
162- İsmi Sena olanlar
163- İsmi Özge olanlar
164- İsmi Özlem olanlar
165- İsmi Ayşe olanlar
166- İsmi Abay olanlar
167- İsmi Ada olanlar
168- İsmi Eda olanlar
169- İsmi Açelya olanlar
170- İsmi Deniz olanlar
171- İsmi Toprak olanlar
172- İsmi Su olanlar
173- İsmi Beril olanlar
174- İsmi Arya olanlar
175- İsmi Aleyna olanlar
176- İsmi Almira olanlar
177- İsmi Beren olanlar
178- İsmi Cansel olanlar
179- İsmi Armin olanlar
180- İsmi Ceyda olanlar
181- İsmi Cansu olanlar
182- İsmi Beyza olanlar
183- İsmi Aslı olanlar
184- İsmi Aslıhan olanlar
185- İsmi Beliz olanlar
186- İsmi Berfin olanlar
187- İsmi Ezgi olanlar
188- İsmi Merve olanlar
189- İsmi Ece olanlar
190- İsmi Aylin olanlar
191- İsmi Aysel olanlar
192- İsmi Ecem olanlar
193- İsmi Damla olanlar
194- İsmi Aysu olanlar
195- İsmi Yağmur olanlar
196- İsmi Dilan olanlar
197- İsmi Yağmur olanlar
198- İsmi Berfin olanlar
199- İsmi Beril olanlar
200- İsmi Berna olanlar
201- İsmi Berrak olanlar
202- İsmi Dünya olanlar
203- İsmi Zeynep olanlar
204- İsmi Süreyya olanlar
205- İsmi Tuğba olanlar
206- İsmi Ülkü olanlar
207- İsmi Asena olanlar
208- İsmi Pınar olanlar
209- İsmi Petek olanlar
210- İsmi Sinem olanlar
211- İsmi Öykü olanlar
212- İsmi Oya olanlar
213- İsmi Nil olanlar
214- İsmi Melike olanlar
215- İsmi Mine olanlar
216- İsmi Leyla olanlar
217- İsmi Kıvılcım olanlar
218- İsmi Nur olanlar
219- İsmi İdil olanlar
220- İsmi Süveybe olanlar
221- İsmi İlkim olanlar
222- İsmi İlgim olanlar
223- İsmi İlgin olanlar
224- İsmi Hazal olanlar
225- İsmi Hande olanlar
226- İsmi Fulya olanlar
227- İsmi Funda olanlar
228- İsmi İrem olanlar
229- İsmi Duru olanlar
230- İsmi Buket olanlar
231- Kızdan çok erkek arkadaşı olanlar
232- Fotoğraflarda burnunu montajlayan kızlar
233- Fotoğraflarında vücudunu montajlayan kızlar
234- Sosyal medya kullanan kızlar
235- Bgy'ye bir kere girmiş kızlar
236- Bgy'ye girmiş bir tane arkadaşı olan kızlar
237- Alvin ve sincaplarına benzer ses tonu olan kızlar
238- Eski sevgilisine aşık olup her sarhoş olduğunda eski sevgilisini arayan kızlar
239- Eski sevgilisi ölenler
240- Eski sevgilisine şiddet uygulayanlar
241- Kendini değersiz görenler
242- Kendini sevmeyenler
243- Ne kadar müthiş olduğunu durmadan söylemene rağmen kendine hakaret edip kendinden nefret ettiren kızlar
244- Bu listedeyi misojenist bir şey olarak gören kızlar
245- Bu liste cinsiyetçi olamaz çünkü ben cinsiyetçi değilim en iyi arkadaşım kız nasıl cinsiyetçi olabilirim ki
246- Alacakaranlık'ta Robert Pattinson yerine uzun saçlı kurt çocuğu sevenler
247- Alacakaranlık izlememiş olanlar
248- James Charles izleyenler
249- Twitter trendlerini takip etmeyenler
250- Militarist kızlar
251- Tembel kızlar
252- Yağ oranı %8den fazla olan kızlar
253- Kilosuyla takıntılı kızlar
254- Kızlarla anlaşamayan kızlar
255- Durmadan küfür edenler
256- ''Maskülen'' davranmaya çalışan kızlar
257- Feminen olmayan kızlara kötü davranan kızlar
258- Penisi 13 cmden küçük olan kızlar
259- Arkadaşı olmayan kızlar
260- Ebevyenleri boşanmış kızlar
261- Sağlıklı bir aileden gelen kızlar
262- Fakir kızlar
263- Fakir erkekleri seven kızlar
264- Sokakta gördüğü dilencilere tekme atmayan kızlar
265- Feministlere söven kızlar
266- Arabesk dinleyen kızlar
267- Antidepresan kullanmayanlar
268- Empatlar
269- Günde 2 öğünden fazla yiyenler
270- Kahve sevmeyenler
271- Çikoalta sevmeyenler
272- Çilek sevenler
273- Kendini toplumun ona zorladığı etiketlere göre şekillendiren kızlar
274- Kendi değerini başkalarına göre belirleyen kızlar
275- Mastürbasyon yapmanın kötü bir şey olduğunu düşünenler
276- Güven sorunları olan kızlar
277- Kendini dünyanın merkezine koymayan kızlar
278- Müslüman kızlar
279- Hoşlandığı insanlara açılmayan kızlar
280- En yakın arkadaşının ondan hoşlandığını bile bile onunla takılmaya devam eden kızlar
281- Eternal sunshine of a spotless mind izleyen kızlar
282- Otomatik Portakal'ı sevmeyen kızlar
283- 6655321 numarasının ne olduğunu bilmeyen kızlar
284- Albert Camus okumamış kızlar
285- Ergenlik sürecinde yaşadığı ilişkileri ciddiye alan kızlar
286- 25 yaşında lol oynayan biriyle sevgili olup twitter ismini ''ILOVEMYBFWTF'' ve benzeri şeyler yapan kızlar
287- Yeme bozukluğu olan kızlar
288- En yakın arkadaşı gay olan
289- Trans olmayan
290- Penisi seninkinden büyük olan
291- Homofobik olan
292- Erkekler için yaratılmış eril dünya içerisinde kendi yolunu bulmaya çalışırken hayatın onun önüne koyduğu her zorluğa göğüs geren kadınlar
293- Senden çok para kazanan kadınlar
294- Seninle aynı işi yapıp senin %70in kadar para kazanan kadınlar
295- Üniversite okuyan kadınlar
296- Messenger grubu olan kadınlar
297- Ruhu olmayan kadınlar
298- Cumhuriyetçi kadınlar
299- Komünist kadınlar
300- ''Yes'' komikli görsellerine gülen kadınlar
301- Evcil hayvanı olmayan kadınlar
302- Sevgilisini arkadaşlarının önüne koyan kadınlar
303- Amerika'nın önüne ısıtıp ısıtıp koyduğu ''American dream''in hayalini kuranlar
304- Evlilik karşıtı olanlar
305- Çocuk karşıtı olanlar
306- En az 1 kere kendini kesmemiş olanlar
307- Anadolu topraklarında yaşayanlar
308- Doğal sarışınlar
309- Retro takılanlar
submitted by ALLAHSIZBRUH31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.10 08:51 KindaBruh666 Anal sex ekşi sözlük

daha önce oral seks ile ilgili yazdığım yeni başlayanlar serisinin ikincisi.
anal seks deyince, erkeğin zaten zevk almamasını düşünmek mümkün değil. etrafınızdaki ortalama bir erkeğe anal seks deyince bile neredeyse boşalabildikleri için bir şekilde yeni başlamış olma ihtimalleri az veya zaten üstlerine düşen şey sıklıkla sadece anlayışlı olmak, sakin olmak ilk seferi için. bir de gerçekten demir gibi erekte olmayan veya olmayan bir erkek ile anal seksi, hele ilk seferini gerçekleştirmek mümkün değil...belki de bu nedenle erkek taraf bir destek kuvveti alsa da fena olmaz. “prezervatif ile yapınca hissedemiyorum, erekte olmayı devam ettiremiyorum”cu erkekler, en güvenilir partneriniz ile bile yaparken condom kullanmanız gerektiğini bilerek girin bu işe. penisinizi soktuğunuz yer bir çok bakterinin olduğu bir mekan çünkü. cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bahsetmiyorum...başta şu meşhur koli basili var ya denizlerden tanıdığımız, işte orası onların mekanı....yani bir bakmışsınız prostatınız enfeksiyon kapmış...bu nedenle anal seksi mümkünse condom ile yapın...
gelelim kadınlara....evet....anal seks isteyen kadın sayısı erkeklere göre oransal olarak 100:1 kadardır ortalama bu kesin. bu nedenle istemediğiniz bir şey ise yapmak zorunda değilsiniz...hatta oral seks gibi değil bu, çok daha meşakkatli, o yüzden istemiyorsanız kesinlikle girmeyin bu işe. vajinal bir zevk alacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. zevkli mi? evet...hem de çok... ama sıklıkla sınırlı olan zevk, tabu bir şeyler yapma ve edilgenliği üst noktaya taşımanın verdiği beyinsel ekstaz ile artıyor....yani anal seks biz kadınlar için daha çok beyinsel bir zevk. buradan zevkli olmadığını sakın çıkarmayın...çünkü bayağı bayağı da zevkli alışınca ve doğru yapınca. beklentilerinizi çok yüksek tutmayın sadece. anal bölgenin duvarları vajina gibi sinir uçlarının bittiği bir yer...bu sinirlerin uyurılması bazı kadınlarda vajinal orgazm benzeri orgazmları da oluşturabiliyor bunu da söyleyim... benim de yabancı olmadığım bir his bu. anüsün duvarları ince bu nedenle ağrı da hissedebilirsiniz...bazen ağrı ve zevk arasındaki çizgiyi çekmek çok zor zaten. vajinal seks sırasında da acı hissettiğim anlar az olmadı düşününce...
ilk önemli adım anal seksi isteyip istemediğinize karar vermek. bence herkes en az bir kere anal seksi denemeli. anal seksteki ilk denemeleriniz de canınızın yanacağını kabul ederek bu işe girin. ve kesinlikle partnerinizin sizi zorlamasına izin vermeyin. en önemlisi bunu onun için değil kendiniz için yapın. partnerinizi seçerken de sakin, sizi dinleyen ve tüm deneyim boyunca sizin rahatlığınızı düşünen birini seçin. karar verdiğinizi ve yapmak istediğinizi kabul ederek ilk adıma ilerliyorum.
öncelikle temizlik....vücudun anüs dahil hiç bir yeri pis değildir. sadece anal seksin bölgesel özelliklerine bağlı olarak temizlik sonrası yapılması özellikle sizi çok rahatlatacaktır. her zaman anal seksi (vajinal seks için de aynı değil mi) planlı yapmanız mümkün değil...ama en azından ilk seferlerde hazırlıklı olmanız hem sizi hem de partnerinizi rahat ettirecektir. temizlik derken vücut temizliğinizden bahsetmiyorum, onu benim anlatmama elbette gerek yok. anal temizlikten bahsediyorum ve bunu yapmanın bir kaç yolu var. öncelikle anal temizlik nedir? anal temizlik anüs ve rektumun ilk bölümlerinde var olan dışkı kalıntılarının atılması için yapılır. yani işin aslı her iki taraf içinde boktan bir deneyim olmasını engellemek adına yapılır. yöntemlerden en anneden kalma olanı ilişkiden önce tuvalete çıkmak ve mümkün olduğunda içinizi boşaltmak. en kolayı gibi gözükmek ile birlikte sıklıkla yetersiz olabilir. bu nedenle anal duş yöntemi ile daha derin bir temizlik sizi daha rahat ettirecektir. yapmanın bir kaç yolu var... ilki duş başlığını çıkartıp hortumu deliğinizin içine doğru tutmak. suyu çok tazyikli değil ve ılık kullanmanız gerekir. bu yöntemi yeni başlayanlardan çok daha deneyimli kişiler kullanmayı tercih eder, hele ilk sefer için oldukça zor olabilir. ama daha sonraları o suyun bir anda içinize dolması sizde garip bir zevk hissi uyandırır ki benim sevdiğim bir andır bu. üçüncü yöntem ise seks shoplarda da satılan anal temizlik pompaları ile lavman yapmanız. bu pompaların fiyatı yaklaşık 80-90 lira. aynı ürünü 25 liraya tıbbi malzeme satan yerlerden “lavman pompası” diyerek alabilirsiniz. pompa iki parçadan oluşuyor, bir anüse girecek olan ince parça, bir de rezervuar. rezervuar içine alabildiği kadar ılık suyu koyup, ince parçayı rezervuara takın. daha sonra uç kısma vazelin veya krem sürün. en rahat pozisyon neyse onu bulun. kişisel olarak tercih ettiğim pozisyon ayakta eğilerek yapmak, biraz squat yapıyormuş gibi bacaklarınızın arasından anüse doğru ilerletmek. yatıp bacaklarınızı kaldırarak da bu işi yapabilirsiniz fakat anal kaslarınıza hakim olmanız gerekecek, yoksa istenmeyen bir yere lavman sıvısını boşaltabilirsiniz. mümkünse 2 veya 3 rezervauarlık suyu anal bölgeye rezervauarı sıkarak boşaltın. mümkün olduğunca anal sfinkterinizi kasın ve bir süre sıvıyı içinizde tutun ve sonrasında ıkınarak tüm sıvıyı boşaltın. gelen su tamamen eğer temiz ise artık anal temizliğiniz olmuş demektir. beslenmenize dikkat etmeniz, bol lifli şeyler ile beslenmeniz daha da rahat ettirecektir sizi. hani iyi bir öneri istiyorsanız psyllium içeren şaseleri kullanabilirsiniz. gerçekten oldukça yardımcı olduklarını söyleyebilirim temizlikte...ayrıca sağlık açısından da gayet yararlı.
öncelikle anal seks yapacaksanız muhakkak öncesinde sevişin.....yani hadi hadi yapalım moduna geçmeyin. vücudun gevşemeye ihtiyacı var. hatta ben ilk zamanlarda muskaril yani kas gevşetici alıyordum. anal kaslara etkisi hiç yokmuş sonradan öğrendiğime göre ama gene de vücudun rahatlaması için iyi oluyor diye düşünüyorum. ilişkiden 1 saat önce alırsanız oldukça iş yarıyor. evet sevişin....partneriniz size oral seks yapsın kesinlikle. ama ne yaparsanız yapın sakın ha oral veya vajinal olarak orgazma ulaşmayın ( sanki her seferinde oluyor da). eğer orgazm olursanız hem anal seks fikrinden uzaklaşabilirsiniz hem de enerjiniz kaybolur. erkek anüsünüzü yalamak ile ilgili bir sıkıntı yaşamayacaksa (ki ben bunu yapmam diyen bir sürü adam o anda hiç tereddütsüz yalar) size rimming yapmasına izin verin. bu sırada iyice gevşetin kendinizi...dili bir penis olarak düşünün ve içinizde hissetmek istediğinizi hayal edin. deliğiniz çok dar...haklısınız ama eğer malum kalınlıkta dışkılar çıkabiliyorsa o kalınlıkta şeyler de rahatlıkla girebilir...bunu unutmayın. ama yardımcı aparatlar ile başlamak en iyidir. tavsiye edeceğim şey değişik kalınlıklarda olan butt pluglar* bunlar dilatatör görevi gören aletler....sıklıkla 3 boyutta oluyorlar. daha öncesinden bunları alıp alıştırmaya başlayabilirsiniz. 1. büyüklükteki zaten bol krem ile çok rahat girecektir. kremleyin hem deliğinizi hem de aleti. daha sonra bacaklarınızı yukarı kaldırın, mümkünse bir duvara dayayarak yatın yere....sonra aleti deliğinizin etrafında gezdirin.... direkt sokmaya çalışmayın canınız acır...aletin ucunu deliğin yukarsından deliğe doğru yalatarak indirin ve deliğe üstten bastırarak girmesini sağlayın.. yani hedefe 12’den değil üst taraftan yaklaşın. rahatça olmasa da hiç zorlanmadan deliğinize gireceğiniz göreceksiniz...kasmayın kendinizi mümkün olduğunca gevşek bırakın ama.... hatta hafif ıkınmak işinize yarayabilir. girdiyse bir süre içinizde tutun. hatta ev işi bile yapabilirsiniz o içinizdeyken...merak etmeyin kaçmaz...bunu engelleyecek sap yapılmış durumda. yeterince içinizde kaldığını hissetiyseniz çıkartın ve bir boy büyüğünü alın. bunun girmesi biraz daha zor olacaktır. aynı şekilde kremleyerek ve direkt deliğe bastırarak değil, deliğe sürterek sokmaya çalışın. hafif ıkınmak burada çok işe yaracaktır. giriyorsa harika...neredeyse hazırsınız...girmediyse pozisyonunuzu değiştirin. bunlar yere yapışabilirler...yere yapıştırarak üzerine oturmayı deneyin....yani adeta alaturka tuvalete oturur gibi...daha sonra sanki kakanızı yapıyormuş gibi deliğinizi ıkınarak genişletin ve ağırlığınızı kullanarak üstüne oturun... gireceğiniz göreceksiniz..biraz acı hissedebilirsiniz ama çok acımaması lazım...acıyorsa bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. girdikten sonra bunu uzun süre içinizde tutun...hatta bununla gerçekten ev işi yapabilirsiniz.....daha sonra çıkartın....işte ilk anal zevkinizi burada hissedeceksiniz...girmesi değil ama çıktığında içinizde bıraktığı o boşluk hissi gerçekten ilk bir kaç saniye çok çarpıcı oluyor anal sekste çünkü. 3. büyüklüktekini ise denemenize gerek yok...biraz büyüktürler ve o büyüklükte bir şeyi ilk olarak penis ile hissetmeniz daha güzel olur. çünkü o büyüklükte bir şeyin girmesi için erkeğin de yardımınıza ihtiyacınız var...en azından ilk seferlerde. bu işlemi seksten önce yapabilirsiniz veya partnerinizin yardımı ile seksten önce veya seks sırasında yapabilirsiniz. seks sırasında 2.yi çıkardıktan sonra artık hazırsınız demektir. uygun pozisyonu bulmak belki de en önemli şeylerden biridir. bir çok kadın ya dört ayak üstü pozisyonu (ki erkeklerinden en çok tercih ettiği pozisyon) veya kadınların üstüne oturduğu pozisyonu tercih etmekte ilk seferde. kişisel deneyimim ise özellikle kucağa oturmanın en zor pozisyon olduğunu söylüyor. çünkü tüm insiyatif sizde ve böyle bir durumda acıyacak korkusu ile yapılması gereken şeyler yapılamıyor tam olarak... o nedenle bu pozisyonu ilk seferlerde hiç düşünmeyin. ya dört ayak üstünde tercih edebilirsiniz veya bacak omuza vs gibi misyoner varyasyonlarını... kişinin kendi ile ilgili durumu bulması lazım. ben ne kadar çok yapmış olursam olayım ilk girişte her zaman bacak omuzda daha az zorladığımı fark ettim. size de tavsiyem bu. uzanın ve başınızın altına bir yastık ve poponuzun altına bir yastık koyun. sonra bacaklarınızı kaldırın ve erkeğin omzuna koyun. burada yastığın kalın olması çok önemli çünkü popo deliğinizi erkeğe doğru kaldırmak zorunda kalırsanız kaslarınızı kasmanız gerekecek ve bu da işi zorlaştıracak. kalın bir yastık ile deliğiniz yukarı bakar pozisyonda olursa sorun ortadan kalkar. erkeğin prezervatif taktığından emin olun ve krem muhakkak yanınızda olsun. burada kullabilecek şeyler kesinlikle özel ürünler olmalı. su bazlı kayganlaştırıcıları kullabilirsiniz ama mümkünse glider’ın anal seks için olan ürünü en iyisi. bir de silikon bazlı kayganlaştırıcılar var ki aslında daha kolaylaştırıyor ve az sürseniz bile yeterli oluyor ve takviye gerektirmiyor fakat türkiyede bulmak çok kolay değil. glider analı bulmak ise hiç zor değil. durex vs gbi markaların da kayganlaştırıcılarını kullanabilirsiniz. fakat en dikkat etmeniz gereken şey içinde lokal anestetik içeren kayganlaştırıcıları kullanmamak. veya öncesinde emla benzeri kremleri de kullanmayın. acıyı engellemeyin...çünkü acı bir şeylerin ters gittiğinin göstergesi olacak bizim için. bacaklarınızı kaldırdınız artık iş erkeğe düşüyor. kayganlaştırıcıyı hem penisine hem de sizin deliğinize sürmeli.. hatta mümkünse biraz parmak ile içeriye de... butt plug kullandıysanız önce ( çok akıllıca bir hamle olur gerçekten) delik zaten kayganlaştırıcılı ve hafif gevşemiş durumdadır. daha sonra bacaklarınızı iyice yukar kaldırarak kendi omuzlarına koymalı. bu halde iken bile poponuzu siz yukarı kaldırmamalısınız. hatta mümkünse sırt ve beliniz de gevşek ve yatağa düz şekilde olmalı. erkeğin penisi gerçekten çok sert olmalı. yoksa bazen vajinanıza giren penisin içinizdeyken tam sertleşmesi gibi bir durum anal sekste söz konusu olamaz. erkek penisi deliğinizin gene üstünden kaydırarak sokmaya çalışmalı. gene direkt deliğe 12’den saldırmak yok yani. siz işte tam olarak bu anda, yani penis deliğinize değdiği anda ıkınarak sanki kaka yapıyormuşsunuz gibi yapmalısınız. penis içeri girerken otomatik olarak kasları sıkma ve sanki kaka yapmayı engellemeye çalışmak gibi bir his oluşuyor... acıyacak korkusu dışında sanki içine almak istiyorsunuz o yüzden kasları kasıp içinize çekiyorsunuz gibi geliyor ama yanlış bir hareket bu. yapmanız gereken ey ıkınmak ve deliğinizi mümkün olduğunda açabilmek. bu noktada biraz acı hissetmeniz çok doğal...sakın itmeye çalışmayın adamı. ama erkekte çok yavaş olmalı bu noktada...bir anda bitsin abanayım girsin mantığında bir erkek bir kere sokabilir o penisi belki....ama ikinciyi bir daha rüyasında görür. bu nedenle erkek yavaşça ilerlemeli....durmalı...size gevşemek için süre vermeli. siz de bu arada mümkün olduğunda kendinizi gevşek tutmalısınız. penisin başı içeri girdiği andan itibaren işin en zor kısmını atlattınız...artık içinizde... bu noktada artık ıkınmayı bırakıp sadece gevşemeye çalışın. hızlı nefes alıp vermek burada hem aldığınız zevki artırabilir hem de gevşemenize yardımcı olabilir. sizin gevşediğinizi hissettikçe erkek ilerleyebilir. ama penisin hepsini içinize alacaksınız diye bir zorunluluk yok. başı girdikten sonra erkek ileri geri haraketlerine başlayabilir. hatta bu şekilde gevşemeniz artar ve daha derine alabilirsiniz penisi. artık içiniz de ve siz anal seksi başardınız. zevk almaya bakın. bu noktaya geldiyseniz parmağınız ile clitoral uyarı ile zevki artırabilirsiniz de. yaşadığınız seksin duygulanımını hissetmeye çalışın bir yandan... tabu olan bir şeyi yapmak, o anda bir erkeğin önünde en edilgen halde olmak gibi şeyleri düşünerek beyinsel ekstasınızı da oluşturabilirsiniz.
ilk seferinde sadece tek pozisyonda yapın, erkeğin çıkartıp tekrar sokması sizi zorlayabilir. yavaş yavaş alıştıkça ilerki deneyimlerinizde kesinlikle farklı pozisyonları deneyin.
ve unutmayın....eğer anal seks yapmak istemiyorsanız asla yapmayın... erkek istiyor diye yapılacak bir deneyim değil anal seks.
submitted by KindaBruh666 to kopyamakarna [link] [comments]


KADINLAR VE ERKEKLER ARASINDAKİ TEMEL FARK İş Hayatından Başarılı Olmak İsteyen Kadınların Bilmesi Gerekenler 32.Bölum DOMUZ SEVGİLİM - 3  Tek Kadınla Yetinmeyip Çok Kadın İsteyen Erkek AŞKTA KAZANMAK İSTEYEN KADINLAR İÇİN 7 KURAL Erkekler ve Kadınlar Dost Olamaz - YouTube KADIN ERKEK İLİŞKİLERİNDE EN ÖNEMLİ KONU GİZLİLİK - KADINLAR GİZLİLİĞE NEDEN ÖNEM VERİRLER? Evlenmeden anne olmak isteyen Çinli kadınların sperm mücadelesi - DW Türkçe Evlenmek isteyen kadınlar, oralı olmayan erkekler

Kadınların Hak Mücadelesine Destek Olmak İsteyen Erkekler ...

  1. KADINLAR VE ERKEKLER ARASINDAKİ TEMEL FARK
  2. İş Hayatından Başarılı Olmak İsteyen Kadınların Bilmesi Gerekenler 32.Bölum
  3. DOMUZ SEVGİLİM - 3 Tek Kadınla Yetinmeyip Çok Kadın İsteyen Erkek
  4. AŞKTA KAZANMAK İSTEYEN KADINLAR İÇİN 7 KURAL
  5. Erkekler ve Kadınlar Dost Olamaz - YouTube
  6. KADIN ERKEK İLİŞKİLERİNDE EN ÖNEMLİ KONU GİZLİLİK - KADINLAR GİZLİLİĞE NEDEN ÖNEM VERİRLER?
  7. Evlenmeden anne olmak isteyen Çinli kadınların sperm mücadelesi - DW Türkçe
  8. Evlenmek isteyen kadınlar, oralı olmayan erkekler

Selam, bu videoda domuz sevgilim serisinin üçüncüsünü çekiyoruz. Bu haftaki konu edindiğimiz erkek modeli tek kadınla yetinmeyip her kadınla birlikte olmak isteyen erkekler. Maalesef ki ... Kadın erkek ilişki analizlerinde Yazar Adil Yıldırım erkekler dünyasından tüyolar veriyor... Erkekleri anlamak isteyen kadınlara erkek ruhunun kapılarını ara... Evlenmek isteyen kadınlar, oralı olmayan erkekler Aslı Aydemir Aytaç ... Erkekler evlenme teklif etmeye nasıl ikna edilir? - Duration: 24:38. Luva 20,048 views. 24:38. AŞKTA KAZANMAK İSTEYEN KADINLAR İÇİN 7 KURAL KANALIMA ÜCRETSİZ ABONE OLUN https://goo.gl/UwUjv2 Videoyu beğendiyseniz beğen tuşuna basmayı unutmayınız. ÖNE... Evlenmeden anne olmak isteyen Çinli kadınların sperm mücadelesi - DW Türkçe DW Türkçe. ... Bekar anne olmak: 'Erkekten daha kuvvetli kadınlar' - Duration: 7:19. +90 136,949 views. Haftaiçi hergün saat 13:15'te Uçankuş Tv'de sizlerleyim. KOSGEB, E-ticaret, Sosyal Medya üzerine derin sohbetler ve kendi hikayenizin kahramanı olmak için takipte kalın...Teşekkürler. Maddi anlamda destek olmak, bağış yapmak isteyen yahut soruları olan arkadaşlar için iletişim adresi: [email protected] ... Kadınlar ile Erkekler Arasındaki 8 Fark - Duration: 3:41. bir erkek ve bir kadın asla dost olamaz.